Kara delik ve

Kara delik, astrofizikte, çekim alanı her türlü maddesel oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük bir kozmik cisimdir. Kara delik, uzayda belirli nicelikteki maddenin bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir de denilebilir. Bu tür nesneler ışık yaymadıklarından kara olarak nitelenirler. Kara deliklerin, "tekillik"leri dolayısıyla, üç boyutlu olmadıkları, sıfır hacimli oldukları kabul edilir. Karadeliklerin içinde zamanın ise yavaş aktığı veya akmadığı tahmin edilmektedir. Kara delikler Einstein'ın genel görelilik kuramıyla tanımlanmışlardır. Doğrudan gözlemlenememekle birlikte, çeşitli dalga boylarını kullanan dolaylı gözlem teknikleri sayesinde keşfedilmişlerdir. Bu teknikler aynı zamanda çevrelerinde sürüklenen oluşumların da incelenme olanağını sağlamıştır. Örneğin, bir kara deliğin potansiyel kuyusunun çok derin olması nedeniyle yakın çevresinde oluşacak yığılma diskinin üzerine düşen maddeler diskin çok yüksek sıcaklıklara erişmesine neden olacak, bu da diskin (ve dolaylı olarak kara deliğin) yayılan x-ışınları sayesinde saptanmasını sağlayacaktır. Günümüzde, kara deliklerin varlığı, ilgili bilimsel topluluğun (astrofizikçiler ve kuramsal fizikçilerden oluşan) hemen hemen tüm bireyleri tarafından onaylanarak kesinlik kazanmış durumdadır. Kara delik “çekimsel tekillik” denilen bir noktaya konsantre olmuş bir kütleye sahiptir. Bu kütle "kara deliğin olay ufku" denilen ve söz konusu tekilliği merkez alan bir küreyi oluşturur. Bu küre, kara deliğin uzayda kapladığı yer olarak da düşünülebilir. Kütlesi Güneş'in kütlesine eşit olan bir kara deliğin yarıçapı yalnızca yaklaşık 3 km'dir. Yıldızlar arası (milyonlarca km) uzaklıklar söz konusu olduğunda, bir kara delik, herhangi bir kozmik cisim üzerinde, kendisiyle aynı kütleye sahip bir kozmik cisminkinden daha fazla bir çekim kuvveti uygulamaz; yani, kara delikleri karşı konulamaz bir kozmik “aspiratör” olarak düşünmemek gerekir. Örneğin Güneş’in yerinde onunla aynı kütleye sahip bir kara delik bulunsaydı, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin yörüngelerinde herhangi bir değişim olmayacaktı. Birçok kara delik türü mevcuttur. Bir yıldızın çekimsel içe (kendi üzerine) çökmesiyle oluşan kara delik türüne "yıldızsal kara delik" denir. Bu kara delikler galaksilerin merkezinde bulundukları takdirde birkaç milyarlık “güneş kütlesi”ne kadar çıkabilen devasa bir kütleye sahip olabilirler ve bu durumda “dev kara delik” (veya galaktik kara delik)[2] adını alırlar. Kütle bakımından kara deliklerin iki uç noktasını oluşturan bu iki tür arasında bir de, kütlesi birkaç bin "güneş kütlesi" olan üçüncü bir türün bulunduğu düşünülür ve bu türe “orta kara delik”ler [3] denilir. En düşük kütleli kara deliklerin ise kozmos tarihinin başlangıcındaki Büyük Patlama’da oluştukları düşünülür ve bunlara da "ilksel kara delik" [4] adı verilir. Bununla birlikte ilksel kara deliklerin varlığı halihazırda doğrulanmış değildir. Bir kara deliği doğrudan gözlemlemek imkânsızdır. Bilindiği gibi bir nesnenin görülebilmesi için, kendisinden ışık çıkması veya kendisine gelen ışığı yansıtması gerekir; oysa kara delikler çok yakınından geçen ışıkları bile yutmaktadırlar. Bununla birlikte varlığı, çevresi üzerindeki çekim icraatinden, özellikle mikrokuasarlarda ve aktif galaksi çekirdeklerinde kara delik üzerine düşen yakınlardaki maddenin son derece ısınmış olmasından ve güçlü bir şekilde X ışını yaymasından anlaşılmaktadır. Böylece, gözlemler dev veya ufak boyutlardaki bu tür cisimlerin varlığını ortaya koymaktadır. Bu gözlemlerin kapsadığı ve genel görelilik kuramına uyan cisimler yalnızca kara deliklerdir.

Karadelikler Nasıl Oluşur?

Karadelikler birkaç farklı şekilde oluşabilir. Bu yollardan birincisi yıldızların çökmesidir. Bir gökcisminin iç basıncı kendi kütleçekimini yenemediği durumda yıldız çökmeye başlar. Eğer yıldızın kütlesi belirli bir değerin üzerindeyse çökmeyi durdurabilecek, bilinen bir mekanizma yoktur. Bu durumda yıldızın çökmesi karadelik oluşumuyla sonuçlanır. Gökadaların çoğunun merkezinde bulunan devasa kütleli karadelikler muhtemelen bu şekilde oluşmuştur. İçinde yaşadığımız çağda, karadeliklerin oluşmasına sebep olabilecek yüksek yoğunluklar sadece yıldızlarda mevcuttur. Fakat Büyük Patlama’dan kısa bir süre sonra evrenin çeşitli bölgelerindeki yüksek madde yoğunlukları da karadeliklerin oluşmasına sebep olmuş olabilir. Evrenin ilk zamanlarındaki koşulları kullanarak yapılan tahminler bu şekilde oluşabilecek karadeliklerin kütlelerinin, Planck kütlesi (yaklaşık 2x10-8 kilogram) ile Güneş'in kütlesinin (yaklaşık 2x1030 kilogram) binlerce katı arasında değişebileceğini gösteriyor. Bunlara ek olarak kütlesi Planck kütlesinden daha küçük karadeliklerin, parçacıkların yüksek enerjili çarpışmaları sırasında oluşabileceği öne sürülmüştür. Fakat henüz geliştirilme aşamasında olan bazı kuramlara dayanarak yapılan bu çıkarımların doğruluğu üzerinde bir uzlaşma yoktur.


eğitimde teknoloji ve stem

STEM NEDİR? “STEM” ingilizce kök anlamına gelmektedir. Aslında bu projenin ilham noktalarından biri işte bu anlam. Bugün küçük öğrencilerimiz yarın büyüyüp mesleklerinde çalışmaya başlayacak ve ülke ekonomisine katkıda bulunacaklar. İşte bir çiçeğin kökleri gibi öğrenciler daha küçükken kendi yetenekleri ve geliştirilebilecek yetenekleri doğrultusunda yetişirlerse o bitki büyüyecek ve kendi genlerinden gelen çiçeğini oluşturacaklardır. O çiçek o bahçede eksik bir mavi, bir kırmızı, bir yeşil olacaktır. Belki eksiği tamamlayan bir yaprak belki sussuz ortamda yaşamını sürdürmeye yetenekli bir kaktüs. Bu paragraftan az çok yeni fikirler uyandırdığımı düşünüyorum. “STEM” Türkiyede henüz sayılı çalışma gruplarının hedef ve amaçları iken, Amerika’da bu projenin ülke için önemli olduğuna inanan devlet 2012 yılında STEM eğitimi konusunda öğretmen yetiştirmek amaçlı bir bütçe ayırmıştır. STEM Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik) ve Mathematics (Matematik) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Hem matematik hem de bir fizik öğretmeni olarak uzun zamandır araştırma içinde olduğum bu projeyle ilgili çalışmalar Türkiyede de adını duyurmaya başlayınca ben de meslektaşlarımla bu fikri,bu bakış açısını, bu eğitim sistemini (adına siz ne demek isterseniz) anlatmak ve aslında fikir alışverişi yapmak istedim. 2014 yılındayız. Yapılan bir istatistik 1950 ile 2000 yılları arasında bile yaklaşık olarak mevcut mesleklerin sayısının %50 civarında arttığını ortaya koymuştu. Yeni mesleklerin oluşması… Nasıl mı? O yıllarda televizyon, cep telefonları ve bilgisayarlar icat edildi. Hani bugün artık bağımlısı olduğumuz ve aslında “Issız bir adaya düşsen…” le başlayan o klasik sorunun bugünlerde verilecek yanıtları olurlar. Teknoloji geliştikçe ve tabiki toplumun ihtiyaçları hissedildikçe yavaş yavaş yeni meslekler doğuyor. Son son “ÖSYM“‘nin sınav öncesi yayınladığı klavuza göz attıysanız üniversitelerin açtığı yeni bölümlere dikkat etmişsinizdir. Buna inovasyon deniyor işte. Teknolojinin ışık hızına yakın bir hızla geliştiği (Fizikçi olunca bu betimlemeler içgüdüsel oluyor) örneğin bir güncelleme iki gün sonra yerini yenisine bıraktığı için artık “eski” kavramı bile günümüzde yeni hisler uyandırıyor. Bunun nedeni ihtiyaçlar doğrultusunda alınan yol ve gelen çözümler. Teknoloji ise zamanı artık kısaltıyor. Okullarda müfredatların bize çizdiği sınırlar doğrultusunda öğrencilere kazandırmaya çalıştığımız bilgi yoğunluğu, sınav sistemi ve üniversitede bir bölüm kazanma çabası aslında hayatımızın asıl amaçlarını unutur hale getirdi. Bizler bir toplum içinde yaşıyoruz. Okul ise bu toplumun aslında en önemli yapı taşlarından biri. Toplumun ihtiyaçlarına çözüm bulacak bugünün gençleri gerçekten problem çözme becerisine sahip, karşılaştığı durumlar konusunda analitik düşünebilen, yorum yapabilen,çözüm yolları için araştırmacı, yenilikçi ve hayal gücünü kullanabilen bireyler olarak mı yetişiyor? Umarım bu soru içimizde karamsarlık yerine yeni fikirlere yol açacaktır. Bence eylem planlarımız bu yönde olmalı. STEM bu yüzden bu günlerde ilgimi çeken önemli bir proje. Öğrenci sadece matematik bilgisi, fen bilgisi gibi bilgileri alıp test çözmeye meyilli bireyler olarak yetişirse ortaya çıkacak sonuç nasıl mı oluyor? “Kim 500 milyar ister?” adlı programlar gibi genel kültürü, araştırmacılığı, yorum yapma becerisini, değişik yazarları okuma ve farkındalık düzeyini ölçen yarışmalarda daha 3. soruda elenen belirli üniversitelerden dereceyle mezun olmuş daha ünvanları saymakla bitmeyen toplum üyelerini tanımak ve şaşırmak… Veya her seferinde TIMSS (Trends in International Mathematics and Science Study) ve OECD tarafından gerçekleştirilen ve 15 yaş gençler bazında yapılan PISA (The Programme for International Student Assessment) sınavlarında ülkemizdeki gençlerin bilgiyi kullanmadaki yetersizliğine şahit olmak… “STEM” aslında küçük yaşlarda sahip olduğumuz “yaratıcılığı” kullanarak, destekleyerek, tetikleyerek (ki ne hikmetse liseye gelen öğrencilerimizde kırıntısı kalıyor) problem odaklı çalışmaya, çocuklardaki “merak” duygusundan yola çıkarak çözümler bulmaya odaklı bir sistem. Matematiği veya fen’i ders olarak değil edindiği bilgileri hayatında uygulamasına olanak sağlayacak bir proje. Bunun için belki de en önemli adım disiplinler arası işbirliği. Bu resim çalıştığım okulda her yıl düzenlediğimiz “Herşey İçin Bilim” etkinliğimizden bir kare. Öğrencilerimle bir robot tasarlamıştık. Misafir öğrencilerimizin kendi akranlarından öğrenmesi ve meraklarını görmek herşeye değerdi. “Tübitak” bu konuda adımlarını atmaya başladı. Ben de önümüzdeki günlerde bir çalışmaya katılacağım. Bir sonraki yazımda yeni fikirleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Sitemizin önemli yazılarından biri olan “Öğrenmenin Sahibi Kim?“ yazısıyla da oldukça uyuşan bir bir konu olduğuna inanmaktayım. Sizler ne dersiniz?


Ekonomik sistemler ve Alternatif Ekonomi Sistemleri

Ekonomik sistem, bir toplumda mal ve hizmetlerin üretimini, ticaretini, dağıtımını ve kaynakların üretime tahsis edilmesini düzenleyen, ayrıca üretimi kimlerin yapacağına karar veren uygulama ve ilkeler bütünüdür. Ekonomik sistemleri salt ticari açıdan ele almak mümkün değildir. Aksine ekonomik sistemlerin en belirleyici özelliği politik ve ideolojik kökenli olmalıdır. Bu önermenin tersi de doğrudur, yani siyasi yaklaşımları şekillendiren temel unsur ekonomidir. Siyaset ve ekonomi iç içe geçmiştir ve birbirinden ayrışamazdır. Bu açıdan bakıldığında Dünya’daki siyasi yapıları ekonomi temelinde sınıflandırmak en uygun yöntem olarak görünmektedir. Günümüzde veya yakın tarihte uygulanan ya da etkileri devam eden ekonomik sistemlere dair bir sınıflandırma şu şekilde yapılabilir. Sosyalizm / Toplumsalcılık Sosyalizm, devletçi bir modeldir. Kelime anlamı (Sosio: Toplum, Halk) itibariyle bakıldığında üretici gücün insan, insan emeği ve dolayısıyla toplum olduğu düşüncesinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir sistemdir. Devletçilik prensibi mutlak olarak geçerlidir. Devlet üretime hakim güç olarak ön plana çıkar. Bu modeli savunan iktisatçılar tarafından toplumun esas alındığı iddia edilse de, yetkiyi toplum adına devlet kullandığı için, etkin güç daima devlettir. Kişilerarası eşitlik vurgusu yapılır. Kamu yararı ve toplum ön plandadır. Kolektif (topluluk olarak, kitle halinde) hareket etme ve buna uygun bir biçimde örgütlenme ve çalışma planlanır. Devletin, ticari amaçlı üretim araçlarına (fabrikalara, tarım arazilerine, hayvan çiftliklerine) ve temel tamamlayıcı kurumlarına (bankalar, kooperatifler) mutlak egemen ve sahip olmasıdır. Özel teşebbüs, üretim araçlarına sahip olamaz. Devlet toplum adına tüm piyasayı kontrolü altında tutar. Serbest Piyasa Ekonomisi geçerli değildir. Bunun yerine Merkezi Planlama esastır. Bir yıl içinde tüm ülkede ne üretilip ne kadar tüketileceği önce yerel ve bölgesel olarak hesaplanır, daha sonra tek merkezde (başkentte) eşgüdümlü olarak değerlendirilir ve düzeltmeler yapılır. Özetle temel prensipleri şunlardır: Üretici güç olarak Emek öne çıkar. Devletçi Ekonomi (Üretim araçlarında devlet mülkiyeti) esastır. Merkezi Planlama vardır. Kamu Yararının (Genel Hukukun / Kamu Hukukunun) ön plana çıkması çok belirgindir. Tek partili siyaset tercih edilir, çünkü burjuva siyasetinde olan siyasal yapının işçileri böldüğü görüşü savunulur. Toplumların çeşitli sınıflardan oluştuğu gerçeği dikkate alınarak hangi sosyal sınıfın yönetime egemen olması gerektiği ve asıl üretici gücün hangi sınıf olduğu sorusundan hareket edilir. Bu yaklaşıma göre tarih, aslında sınıf mücadelelerinin toplamından ibarettir. İşçi Sınıfı (Proleteraya)’nın egemenliği esastır, halk her yerde (fabrika, okul, çiftlik vb.) kendini yönetmek üstüne yönetim şeklini belirler. İşçi sınıfına özel bir önem verilir, çünkü emeği ile üreten ve toplumu kalkındıran sınıftır. Bankacılık sistemi etkin değildir, çünkü ihtiyaç duyulmaz. Faiz büyük oranda ortadan kalkmıştır (Bu sömürüye karşı yönüyle islami söylemlere de uyar. Çünkü İslamiyet'te de faiz haramdır). Sosyalist sistemler değişik aşamalardan geçebilir. Önce üretim araçları devletleştirilir. Özel sektör üretimden dışlanır. Yabancı sermaye dahil, tüm özel sektör kamu kurumuna dönüştürülmüştür. Özel sektöre gerek yoktur. Daha sonra gayrimenkuller (evler, arsalar, araziler) devletleştirilir. Sömürüye yol açtığı için özel mülk sahibi olunamaz. Devlet evleri ve arazileri yurttaşlarına kullanmaları için verir. Karşılığında kira almaz. Temel hizmetler (elektrik, su, telefon, toplu taşıma, okul, sağlık) ücretsiz hale gelir, çünkü bunlar üzerinden kendini zenginleştirecek bir sınıfa izin verilmez. Zaten devletleştirilmiş olan bu hizmetlerin kamu yararına ücretsiz hale kullanılır. Tek partili rejimlerdir. (Bu partinin adı çoğu zaman sınıfsız topluma gidecek komünist toplumu hedeflediğinden “Komünist Parti” dir. Ama değişik isimler de kullanılabilir, örneğin “Sosyalist Parti”, "İşçi Partisi" veya "Emek Partisi" gibi) Devlet ve parti örgütü ayrı ayrı iki koldan en küçük yerleşim birimlerine kadar indirilmiştir ve yönetime üretici güçler nezdinde katılımcılık vardır. Olumsuz yönleri: Çoğunlukla baskıcı ve antidemokratik uygulamalarda bulunmuşlardır. Merkezi planlama verimli ve etkin olamamıştır. İçe kapalı ekonomiler sebebiyle hayat standartları gelişmemiştir. Kapalı toplum anlayışı, gelişen Dünya’ya ayak uyduramamıştır. Halkçılık iddialarına karşın, halkın istekleri dikkate alınmamıştır. Sosyalist görüşlerin savunmaları: Burjuva sistemlerinde parasal güç kadar "güçlü" birey vardır. Dolayısıyla sosyalist sistemler tarafından da burjuva sistemleri antidemokratik olarak mahkûm edilirler. Sosyalist toplumlarda din doğrudan karşıya alınmaktan ziyade, egemen sınıfın bir sömürü aracı haline getirildiği ölçüde karşıya alınmıştır. Burjuva sistemleri bunu "Komünist sistemler din olgusuna karşıdırlar" şeklinde çarpıtıp, din ile sömürmeye devam etmeye çalışmışlardır. Oysa sosyalist toplumlardaki egemen görüş "Din olgusunun egemenlerin elinden alındıktan sonra tarihsel olarak incelenmesi" gerektiğidir. Emperyalist saldırganlık ve ekonomik ablukaların unutulduğu bir iddiadır. Sovyetler Birliği'nin bilimi kullanarak kendi imkanlarıyla uzaya çıkması ve birçok alanda bilimsel keşifler yapması, bu iddiaya cevap niteliğindedir. Tarihçe Doğu toplumlarını inceleyen ve bazılarında devlet mülkiyeti ve ortak çalışma kavramına rastlayan Karl Marx, bu uygulamaları teorik olarak geliştirmiş ve ilk defa Das Kapital (The Capital) adlı eserinde Sosyalizmin esaslarını ortaya koymuştur. Karl Marx’dan etkilenen pek çok düşünürün katkılarıyla Sosyalizm kavramı daha da çok rağbet görmüş ve 1917 yılında Vladimir Lenin önderliğinde Rusya’da bir devrim yapılarak Dünya tarihinde ilk kez bir Kapitalist rejim yıkılarak yerine Sosyalist bir sistem (Sovyetler Birliği) kurulmuştur. Kapitalizme tepki olarak ortaya çıkmış ve yayılmıştır. Orta Asya’da pek çok devlet Sovyetler Birliği’ne katılmıştır. Ayrıca daha sonra Çin’de gerçekleşen bir devrim ile de Çin Halk Cumhuriyeti sosyalizme geçmiştir. Doğu Avrupa ülkeleri de sosyalist rejimler kurarak Doğu Blokunu oluşturmuşlardır. Bazı Uzak Asya ülkeleri ve Arap ülkeleri de yine sosyalist ekonomiye yakın modele geçmişlerdir. Ancak "Soğuk Savaş" yıllarında yaşanan emperyalist saldırganlıklar ve iç olumsuzluklar sebebiyle 1980’li yılların sonunda başlayarak ilk önce Sovyetler Birliği dağılmış, ardından da Doğu Bloku çökmüştür. Fakat emperyalist saldırganlığa karşı "Bağımsız Devletler Topluluğu" ve "Şanghay İşbirliği Örgütü" gibi yapılar eski sovyet ülkelerinin beraber hareket ettiği uluslararası kuruluşlardır. Uygulayan Ülkeler Dağılanlar / Terkedenler: Sovyetler Birliği (Rusya, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Ukrayna, Tacikistan, Ermenistan, Kırgızistan, Litvanya, Estonya, Moldova), Doğu Bloku (Polonya, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan, Doğu Almanya, Bulgaristan), Arnavutluk, Yugoslavya, Güney Yemen, Afganistan, Kamboçya, Benin, Etiyopya, Kongo, Somali, Moğolistan, Libya Sürdürenler: Çin (Karma Ekonomiye dönüşmektedir), Küba, Vietnam, Kuzey Kore



Komünizm / Ortaklaşacılık Komünizm, genel bir anlayışa göre Sosyalizmin daha ileri düzeyidir. Sözcük anlamı ortak çalışma, ortak bilinç (Komün: Kamu, Ortakyaşam) vurgusunu öne çıkarır. Kimi yaklaşımlar aslında Sosyalizm ile aynı şey olduğunu savunur. Üretim araçları tüm toplumun ortak malıdır. Fakat yaygın bir kabule göre temel belirleyici özelliği; sınıfsız bir toplum oluşturulmak istenmesidir. Sosyalizmden en önemli farkı budur. Çünkü sosyalizmde işçi sınıfının egemenliği savunulur, yani sınıf kavramı belirleyicidir. Komünizmde insanlar eşittir. Komünizmi, sınıflar ve meslekler arası gelir, eğitim, statü, yaşam standardı farklarını elden geldiğince en aza indirmek olarak algılayan daha gerçekçi yaklaşımlar da mevcuttur. Tarihçe Eski Sovyetler Birliği, Stalin dönemindeki hızla gelişen ekonomik gelişmeleri takiben Kruşçev tarafından Komünizm'e geçtiğini ilan etmiştir. Fakat bu durum yalnızca bir propagandadan ibarettir (Dönemin destalinization propagandası). Çünkü Sovyetler Birliği’nde sınıflar kaldırılmasına rağmen tüm toplumu kapsayacak ekonomik üretim (fazla artı değer) henüz üretilememiştir. Uygulayan Ülkeler Bahsedilen kriterler dikkate alındığında sosyalizmdeki üretim fazlası sonrası yapıyı kapsar. Dolayısıyla üretimin çok yüksek seviyede olan devletler bu yapıya geçebilir. Emperyalizmin sosyalizmi yıkma çabasını da göz önüne aldığımızda günümüzde bu durum çok zor görülmektedir.



Kapitalizm / Anaparacılık Kapitalizm bireyci bir modeldir. Sözcük köküne bakıldığında (Kapital: Sermaye, Anapara), üretici gücün para ve dolayısıyla sermaye birikimi olduğu savunulur. Yeterince paraya yani sermaye birikimine sahip olan herkes ticaret ve üretim yapabilir. Kamu hukuku ve kamu yararı kavramı da bulunmakla birlikte özel hukuk ve kişi hakları ön plandadır. Özel teşebbüsün üretim ve ticareti gerçekleştirdiği sistemlerdir. Sermaye gücü ve birikimi önemlidir. Sermaye az sayıda insanın elinde yoğunlaşır. Özel sektör esastır. Serbest Piyasa Ekonomisi geçerlidir. Piyasadaki üretim ile ürün ve hizmet fiyatları arz ve talep kanunları çerçevesinde serbestçe şekillenir. Yani ürün az bulunuyorsa ve ona yönelen talep de mevcutsa, fiyatı yüksek olur, ürün çoksa fiyatı düşer. Özetle yeterli sermayesi olanlar bir işletme kurup, üretim veya ticaret yapars, ürünü piyasaya sunar ve fiyat belirler. Fiyat uygunsa alınır, değilse fiyatı azaltır. Ya da aşırı talep varsa fiyatı yükseltir. Rekabet önemli bir unsurdur. Burjuva sınıfının, parasal gücü olanların piyasaları ve siyasi hayatı yönlendirmesi göz ardı edilemez bir gerçektir. Üretici güç Sermaye olarak görülür. Özel Sektör ve Üretim araçlarında özel mülkiyet esas alınır. Serbest Piyasa Ekonomisi geçerlidir. Kişi Yararı (Özel Hukukun) ön plana çıkması belirgindir. Çok Partili Siyasi Yaşam tercih edilir. Üretim araçlarına özel sektörün sahip olması gerektiği öne sürülür. Devletin hemen her konuda üretim ve ticaretten uzak durması, yalnızca yasal düzenlemeleri yapması, toplumsal düzeni sağlaması ve başka bir şeye karışmaması savunulur. İdeal (salt) kapitalist sistemde eğitim, sağlık dahil her alandan devletin çekilmesinin en doğru uygulama olduğu iddia edilir. Böyle bir sistemde devlet yasama dışında yürütme görevi olarak sadece milli savunma/askerlik ve adalet/yargı işlevlerini üstlenir. Vergi toplamak ve para basmak dışında ekonomiye müdahale etmez. Fakat mutlak (ideal) anlamda böyle bir modelin de uygulanabilirliği şu an için mümkün değildir. Hemen her ülkede devlet az veya çok, bir biçimde pek çok alanda etkin ve etkili olmaktadır. Ve hatta ekonomi, ticaret ve üretime müdahale etmekte veya etmek zorunda kalmaktadır. Bu nedenle günümüzde “Müdahaleci/Denetimli Kapitalizm” yaklaşımı değişik düzeylerde pek çok ülke tarafından benimsenmiştir. Birey esas alınarak, kişisel özgürlükler üzerinde durulur. Fakat bu görüşe çelişik olarak bu sistemlerde fakir ve ezilen kitleler azımsanamayacak düzeydedir. Doğru işleyen ilkeli Kapitalist ülkelerde Fırsat Eşitliği’ne önem verilir. Ancak pek çok Kapitalist ülkede güce veya paraya sahip olmayanlar daima ezilir. Tarihçe Sanayi Devriminin gerçekleşmesi ve ticaret yapan Burjuva sınıfının ortaya çıkışıyla birlikte sermaye birikimi meydana gelmiş ve bu duruma uygun olarak ilk önce Merkantilizm (Ticaretçilik) adı verilen bir politik yaklaşım doğmuştur. Merkantilistler ihracatı savunup, ithalatı reddeden ve ülke içinde değerli maden biriktirilmesini ama dışarıya asla çıkartılmamasını savunan bir görüşe sahiptirler. Bu görüşün mutlak olarak işlemeyeceği daha sonraları anlaşılmıştır. Fakat sağladığı sermaye birikimi ve mantığı Kapitalizmin bugünkü biçiminin ilk örneklerinin netleşerek ortaya çıkmasını sağlamıştır. Daha sonraları Adam Smith, Ulusların Zenginliği adlı eserinde Kapitalizmin temel prensiplerini ortaya koymuştur. Vahşi Kapitalizm adı verilen bir biçimi, ülkelerin kendi halklarını acımasızca çalıştırmalarına sebep olmuş fakat Sosyalizm tehlikesi karşısında ödünler verilmeye, çalışma saatleri azaltılmaya, hafta sonu tatilleri verilmeye, iş güvenceleri gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Kendi ülkesinde durumu kontrol altına alan ülkeler, farklı ülkelere yönelerek Emperyalizmi yaygınlaştırmışlardır. Uygulayan Ülkeler Günümüzde Dünya’da çoğu ülkede “Müdahaleci Kapitalizm” uygulanmaktadır. Olumsuz Yönleri: Sermaye az sayıda kişide yoğunlaşır. Gelir dağılımı adaletsizdir. Parasal ve/veya statü gücü olmayanlar Fırsat Eşitliğinden yeterince yararlanamazlar. Güçlü firmalarar zayıfları yokeder. Piyasada tekelleşme sonucu fiyatlar aşırı yükselebilir. Az ya da çok daima işsizlik mevcuttur. Enflasyon, yüksek faiz ve düşük ücretler nedeniyle insanların hayat standartları çok gerileyebilir.

Liberalizm / Özgürlükçülük Liberalizm kavramı siyasal, ekonomik ve toplumsal özgürlükleri savunur. Geniş kapsamlı bir kavramdır. Özgürlükçülük, Serbestçilik (Liberium: Özgürlük, Serbesti) anlamlarına gelen bu kavram kimi zaman Kapitalizm ile eş anlamlı olarak kullanılır. Veya Kapitalizmi de içerdiği öne sürülür ve öyle anlaşılır. Bazen de Kapitalizmin bir sonucu olarak görülür. Liberalizmin uygulamadaki sonuçları; Serbest Piyasa Ekonomisi, Parlamenter Demokrasi, Çok Partili Rejimleri de beraberinde getirir. Ancak kapitalist / liberal yapılar bu özgürlük iddialarının aksine ciddi gelir dağılımı adaletsizliklerine sebebiyet vermişlerdir. Tarihçe Günümüzdeki geçerli özgürlük anlayışı Fransız İhtilali’ne kadar uzanır. İnsan Hakları prensiplerinin ortaya çıkışı ve Parlamenter rejimlerin yaygınlaşması ile Liberalizm daha da güçlenmiştir. Uygulayan Ülkeler Günümüzde pek çok ülkede Liberal yaklaşımlar benimsenmektedir. Ancak İngiltere Liberalizmin simgesi haline gelmiştir.

Karma Sistem / Karma Ekonomi Karma Ekonomik Model, Sosyalist ve Kapitalist sistemlerin uyumlu bir bileşimi olarak düşünülebilir. Kısmen devletçi kısmen özel sektöre dayalı bir üretim mevcuttur. Hem Serbest Piyasa Ekonomisi geçerlidir hem de Merkezi Planlama yapılır. Kamu yararı ve kişilik hakları eşit öneme sahiptir. Özel sektörün girmek istemediği veya gücünün yetmediği alanlarda devlet yatırımları devreye girer. Devlet ekonomik hayatı yönlendirir ve müdahil olur. Devlet üretim araçlarına çeşitli oranlarda sahiptir fakat özel sektör de yasak değildir. Siyasi hayatta ise genellikle çok partili ve parlamenter rejimler benimsenir. Daha çok kalkınmakta olan veya kalkınma hamlesini yeni başlatan ülkelerde uygulanır ve işe yarar. Kısmen Merkantilist politikalar benimsenir. İhracat teşvik edilir. İthalattan mümkün mertebe kaçınılmaya çalışılır. Tarihçe Dünyada ilk defa yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde sistematik olarak uygulandığı ve başarılı olduğu için “Kemalist Ekonomik Model” olarak da adlandırılır. Türkiye zaman içinde Serbest Piyasa Ekonomisine doğru kaymış, günümüzde ise tamamen Kapitalist bir yapıya dönüşmüştür. Daha sonraları İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes tarafından, daha esnek ve kapitalist yanı biraz daha ağır basan bir devlet müdahaleciliğini savunulmuştur. Fakat Devlet müdahalesi (sürekli bile olsa), tek başına Karma Ekonomi anlamına gelmez. Çünkü her devlet az veya çok ekonomiye müdahale eder. Karma Ekonominin en önemli unsuru, üretim araçlarına devletin kısmen sahip olmasıdır. doğru işletildiğinde son derece verimli olabilen bir modeldir. Uygulayan Ülkeler Terkedenler: Türkiye, Mısır, Hindistan Sürdürenler: Çin (Sosyalisttir fakat uygulamada ise Karma Modele dönüşmektedir), Venezuela, Tunus Olumsuz Yönleri: Devlet hantal ve aşırı bürokratik bir yapıya kavuşabilir. Devlet sektöründe rekabet olmadığı için kalitesiz üretim yapılabilir. Özel sektör teşvik edilmezse gelişmeyebilir. Devlet sektörü gelişen teknolojiye ayak uyduramayabilir. Özelleştirmeler yanlış yapılarak, bozuk bir kapitalistleşme sürecine girilebilir. Planlamalar yanlış gerçekleştirildiğinde verimsiz üretimler ortaya çıkabilir.

Faşizm / Bağlaşımcılık Faşizm, çoğu zaman yanlış bir tabirle “Irkçılık” olarak da adlandırılır. Gerçek kelime anlamı (Fache: Birlik, Bağ) lidere bağlılığı ve birlikte hareket etmeyi vurgular. Ancak gerçekten de ırkçı örgütlenmeler ve söylemler bu tip bir siyasal sistemin odak noktasında yer alır. Kafatasçılık düzeyinde uygulamalar mevcuttur. Tarihsel olarak siyasal anlayışı şekillendiren unsurun milletler veya halklar arasındaki farklar, karşıtlıklar çekişmeler ve savaşlar olduğu düşüncesi hareket noktasıdır. Fakat bu farklılıklar tarihsel bağlamından ve gerçeklikten koparılarak ırklara özgü doğal bir seçilim sürecinin belirleyicileri olarak değerlendirilir ve bazı ırkların diğerlerine üstünlüğü gibi bilimsellikle bağdaşmayan sonuçlara ulaşılır. Hemen bu noktada, ırkçılığın, milliyetçilikten (ulusalcılıktan) çok farklı bir kavram olduğunu belirtmekte yarar vardır. Özet olarak ifade etmek gerekirse; Milliyetçilik / Ulusçuluk (Nasyonalizm): Kendi milli değerlerini ve kültürünü korumayı ve geliştirmeyi amaçlar. Etnik (kabileler şeklinde) veya dinsel (ümmet şeklinde) bir toplumsal birlikteliği reddeder. Bunun yerine millet (ulus) kavramını esas alan bir ülke yapılanması öngörülür. Irkçılık (Rasizm): Kendi ırkının mutlak üstünlüğünü ileri sürer. Diğer ırkların yok edilmesi veya en azından ele geçirilip köleleştirilmesini savunur. Genetik, soydan geçen bir ayrıcalığa inanılır. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde olduğu gibi resmi “Apartheid” (Ayrımcılık) politikaları bu mantıktan kaynaklanır. Ancak ırkçılık kavramı, faşizmi açıklamada tek başına yeterli değildir. İlave olarak, her şeyden önce bir lider sultası vardır. Lidere tartışmasız itaat edilir. Çoğu zaman başta bir diktatör bulunur. Bu sistemin diğer temel karakteristikleri şöyle sıralanabilir: Totalitarizm (Tümdencilik): Devletin mutlak üstünlüğü, devlete mutlak itaat. Şovenizm (Aşırıcılık): Vatanseverliğin aşırı vurgulanması. Militarizm (Orduculuk): Askeri örgütlenme ve savaş ekonomisi. Kolektivizm (Kitlesellik): Halkın kitle olarak hareket etmesi / ettirilmesi. Despotizm (Baskıcılık): Zorba yönetim anlayışı. Her tür muhalif hareket hatta muhalefet şüphesi bile şiddetle bastırılıp yok edilir. Komşulardan başlayarak diğer ülkeler ele geçirilmeye çalışılır. Kendi ırkının üstünlüğü bir eğitim politikası ve siyasal propaganda aracı olarak benimsenir. Saldırganlık ve şiddet birer araçtır. Azınlıklar aşağılanır ve resmi olarak ikinci sınıf ilan edilirler. Aslında ayrımcı veya ırkçı yaklaşımların kökeninde ise yine ekonomik gerekçeler vardır. Bu azınlıkların veya işgal edilmesi planlanan diğer ülkelerin kaynaklarını ele geçirmek sistemin devamlılığı için zaruri olarak görülür. Askeri araç ve teçhizat üretimi ile silah sanayisi ekonominin itici gücüdür. Devlet her alana olduğu gibi ekonomiye de müdahildir. Vergi oranları istenildiği gibi keyfi olarak artırılabilir. Fabrikalar devletleştirilebilir. Hatta olağanüstü koşullar nedeniyle özel sektörün ürünlerine el koyulabilir. Tarihçe İlk defa İtalya’da Benito Mussolini tarafından oluşturulmuş ve biçimlendirilmiştir. Daha sonra Almanya’da Adolf Hitler, İspanya’da Francisco Franco, Portekiz’de Oliveira Salazar tarafından benimsenmiştir. Bu ülkelerin bazıları 2.Dünya savaşının çıkmasına sebebiyet vererek daha sonra yenildikleri için fazla yaygınlaşma olanağı bulamamıştır. Fakat faşist rejimlerdeki baskıcı uygulamalar pek çok diktatörlük tarafından da tercih edilerek etkileri sürmüş ve sürmektedir. Uygulayan Ülkeler Terkedenler: İtalya, İspanya, Almanya, Portekiz, Şili, Yunanistan Sürdürenler: İsrail (Kısmen, tartışmalıdır.) Aşırı baskıcılıkla ve sınır tanımaz şiddet siyasi bir araç olarak kullanılır. İşkenceler ve yargısız infazlarla bir korku toplumu meydana gelir. Halkın isteklerinin hiçbir önemi yoktur. İnsan hakları asla dikkate alınmaz ve önemsenmez. Savaş ekonomisi sebebiyle, barış dönemleri ekonomik krizlerle sonlanır. Küresel boyutlarda savaşlara sebebiyet verilebilir.

Emperyalizm / Yayılmacılık Emperyalizm yayılmacı, sömürgeci ekonomiler meydana gelmiştir. Kapitalizmin bir ileri aşamasıdır.[1] Kapitalist sistemin kendi ülkesi dışına çıkarak başka ülkelere yayılması, diğer ülkelerin hammadde, işgücü, enerji, yer altı ve yerüstü kaynaklarını sömürmesidir. Kelime anlamı da bu yöndedir (İmperia: Yayılma, Genişleme). Faşist sistemler de zaten Emperyalizm’e yatkındırlar ve yaygın olarak uygularlar. Emperyalist ülkeler kendisine göre az gelişmiş olan ülkelerin pazarları ve piyasalarını ele geçirirler. Bu ülkelerin siyasi, ekonomik, toplumsal denetimine egemen olunur. Kendine bağımlı hale getirilir. Böylece görünüşte özgür olan ülkeler bile bağımsızlığını yitirebilirler. Bu açılardan bakıldığında (her ne kadar aksini iddia etseler de) Sosyalist rejimlerin de Emperyalist olabileceği kabul edilmelidir. Bir yönü ile Sömürgecilik (Kolonyalizm) olarak da değerlendirilebilir. Ancak Sömürgecilikten daha geniş bir kavramdır. Sömürgecilik olarak ele alındığında geçmişi çok eski tarihlere kadar uzanabilir. Örneğin Sömürge İmparatorlukları veya köleci üretim biçimleri. Günümüzde ise birkaç alt tür halinde sınıflandırılabilir. Askeri Emperyalizm: Diğer bir ülkenin veya ülkelerin askeri olarak işgal edilmesini ifade eder. Siyasi Emperyalizm: Başka ülkelerin denetimini siyasi olarak elde tutmaktır. Ekonomik Emperyalizm: Farklı ülkelerin, bölgelerin hatta tüm Dünya’nın ekonomisine hakimiyettir. Kültürel Emperyalizm: Egemen kültürlerin küçük kültürleri yok etmesidir. Çeşitlilik ortadan kalkar. Tarihçe Coğrafi keşiflere hatta daha öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bu bağlamda modern kapitalizmden bile önce ortaya çıktığı öne sürülebilir. Ancak Kapitalist ülkelerin sıklıkla Emperyalizm'i bir araç olarak kullandığı görülmektedir. Uygulayan Ülkeler Doğrudan (Askeri): ABD, İngiltere, Dolaylı (Ekonomik, Siyasi, Kültürel): Fransa, İtalya, Hollanda (en başta gelenler)... Olumsuz Yönleri: Küresel düzeyde gelir adaletsizlikleri ortaya çıkar. Aslında gelişebileceği halde, az gelişmişliğe mahkûm ülkeler meydana gelir. Küresel savaşlar ortaya çıkar. Hacim olarak büyük kültürler, aslında belki de daha değerli küçük kültürleri yok eder. Tek tip yaşayış ve anlayış oluşur. Çeşitlilik kaybolur. Doğal kaynaklar yok edilir, yeryüzünün dengesi bozulur. Anarşizm Anarşizm (Erksizlik; An: “Olumsuzluk Eki” – Arch: “Erk, İktidar”) her tür otoriteyi, yönetim anlayışını ve devleti reddeden görüştür. Herkesin eşit olduğunu, insanın devlet kurumuna ihtiyacı olmadığını savunur.

Alternatif Ekonomi Sistemleri 1980’lerde başlayan bir süreçte, Thatcher ve Reagen döneminde uygulanan ekonomik ve siyasi politikalar ve de Doğu Blokunun çöküşü sonrasında, “vahşi kapitalizm” diye adlandırılabilecek bir döneme girdik; bunun sonuçlarını hep birlikte en ağır şekillerde yaşamaktayız. “Ne pahasına olursa olsun kâr etme” ilkesinin temel düstur olduğu, sürekli büyüme ve dünyanın her yerine yayılma anlayışının benimsendiği bu dönemde, alınan kısa vadeli kararlar, maddi olanakların tamamen kâr odaklı yatırımlara harcanması ve kaynakların hunharca istismar edilmesi sonucunda toplumsal ve ekolojik dengelerin yerle bir olduğuna tanık olmaktayız. Dar bakışlı, tamamen çıkar odaklı politikalar sonucunda devletlerin borçları giderek katmerlenirken, uluslararası büyük şirketler kârlarına kâr katmakta, bunun ceremesini de sade vatandaşlar ve doğal dengeler çekmekte. Permakültür maddi kaynakların iyileştirici amaçlarla, yani insan topluluklarının uzun vadeli bir perspektif içinde her bireyin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına ve üretkenliğini ortaya koyabilmesine olanak tanıyan mekanizmalar yaratmasına ve de doğanın çeşitliliğinin zenginleştirilmesine yönelik olarak kullanılması gerektiğini düşünür. Bir avuç insanın faydalandığı servet ve birikim yaratımına yönelik değil de, ihtiyaçların karşılanmasına yönelik akılcı maddi kaynak kullanımları yoksa eğer, bunu eleştirmek yetmez, mevcut ekonomik mekanizmalara alternatif sistemler geliştirmek elimizde. Permakültür, bu çerçevede, takas sistemlerinden kredi birliklerine, kooperatiflerden vakıflara, çeşitli fon kaynakları yaratılmasından yerel para birimlerinin oluşturulmasına ve hatta büyük ölçekli “etik yatırımcılığa” varan uygulanabilir pek çok öneri geliştirmiştir ve geliştirmekte. Bu tür küçük ölçekli, hem topluluk dayanışmasına hem de bireyin refahına yönelik mekanizmaların işletilebilmesi, geleceğin daha adil ve doğayı gözeten ekonomilerine geçişte sağlam birer adım olabilecek. PERMAKÜLTÜR YAZILARI Paranın Ekolojisi – Richard Douthwaite Önümüzdeki yıllarda tarihteki en büyük dönüm noktalarından birinden geçeceğiz, insanlar muhtemelen bu süreçte hayli zorlanacak. Geleceği -biraz karmaşık duygular içinde- dört gözle beklemekteyim; bu dönüm noktasının yaşadığımız tıkanıklık halini aşmamız için bir fırsat yaratacağı fikrindeyim (devamını oku >>>>) Parayı Anlamak – Thomas Fischbacher (“Para” nedir, nasıl çıktı, günümüz dünyasında rolü nedir gibi konuları irdeleyen kapsamlı makale dizisi) Kredi Birliklerine dair bir rehber– Dave Kilroy (Yazıda alternatif bir sistem olarak “Kredi Birliği”, bunun altında yatan fikirler tanıtılıyor) New Economics (Ekolojik ve toplumal duyarlılığa sahip yeni ekonomik sistemler üzerine zengin makale arşivi) Yerel Ekonomileri Tekrar Büyütmek – Buğday Dergisi İTALYA’nın Liguria şehrinde, Torri Superiore’nin ekoköyüne bakan yamaç kenarlarındaki teraslar kullanımdan çıkmaya başlıyor. Zeytin ağaçları, artık budanmıyor ve bakılmıyor. Yüzyıllarca özenle bakılan toprak parçalarında çimenler uzuyor. Terasları tutan ve toprağın … (devamını oku …>>>) Gerçek Gıda Ucuz Olabilir mi? Ceyhan Temürcü Parayla İlgili Dört Yaygın Yanlış Kanı – M. Kennedy Paraya dair kanılarımız içinde yaşadığımız dünyaya dair kanıları aynen yansıtır; bu kanılar dünya üzerinde yaşayan insan sayısı kadar çeşitlilik arz eder. Lakin, burada bahsedeceğimiz dört yanlış kanı, günümüz para sistemini niye değiştirmemiz gerektiğini … (devamını oku …>>>) Ana Cadde Wall Street’i Nasıl Yendi? – Maria Fotopoulos (ABD’de alternatif bankalar ve kredi birlikleri hakkında bir makale) Küresel bir Kriz için Uygar Olmayan bir Çözüm – Keith Farnish Sondan başlayalım. İlk son önceden de meydana geldi. Bir tek ve kompleks bir sistem içerisinde yer alan büyük insan grupları bir müddet için büyük bir atılım meydana getirir; geride alınacak … (devamını oku … >>>) KONUYLA İLGİLİ DİĞER YAZILAR Güçlü Yerel Ekonomi için Yerel Para– Ayşen Eren Genişleyen zamanlarda yerel paralar – Janet Barış Brezilya’nın sosyal paraları yayılırken “öpücük”le ödeme yapmak Ekonomik Durgunlukta Yerel Para Birimleri Gelişiyor – Ben Block Yeşil Ekonomi ve buna dair Eleştiriler Bir yerel para birimi: Ithaca Hours Yerel paralar daha sürdürülebilir bir model olabilir mi? Kır ve Kent Hareketleri için Ekonomik bir Model Tartışması Kendi Gücüne Dayanmak – Buğday Kârın ve zenginliğin artırılması anlamında kalkınmanın sürdürülebilirliği, kalkınmaya getirilen eleştirilerle ilgili sakıncaları da beraberinde sürükler. Bunlardan birisi ihtiyaçların… (devamını oku …>>>) Ekolojiden Ekonomi Çıkar mı? – Dilaver Demirağ EURO’yu terk ettiler: Yeni Alışveriş Sistemi – Takas Does Ethical Investment Pay? – EIRIS (Etik Yatırım kuruluşlarına yönelik bir araştırma merkezinin konuyla ilgili kapsamlı raporu) Local Food Economies – C. Kjeldsen, J. Manniche (Değişen dünya düzeni içinde yerel tarım ekonomilerinin geçirdiği değişimler üzerine bir araştırma) Kooperatifler 21. yy.ın favori işletmeleri olacak – Prof. Ayhan Çıkın Ecological Economics – Alejandro Nadal (Başat ekonomi kuramlarının yaygın hataları üzerine) İyi Pragmatizm Vesilesiyle, “Taş Üstüne Taş Koyma Hamlesi” – Tan Morgül (yazıda “Adil Ticaret” etraflı şekilde anlatılıyor) Solidarity Economies – Euclides A. Mance (Turbulence dergisi, sayı 1, sf. 18-19; dergi şu adresten indirilebilir) BP’nin Kârı – George Monbiot Video: Bankacılık Sistemi Farmers markets consuming local rural produce – Helen La Trobe (Tüketicilerin yerel olarak üretilen ürünleri almasının olumlu etkileri üzerine bir araştırma) Collective action for smallholder market access – Helen Markelova (Küçük üreticilerin ortak hareket ederek piyasada ayakta kalmaları üzerine bir araştırma) “PARA”NIN İŞLEYİŞİ, BÜYÜME/FAİZ EKONOMİLERİ Büyüme Sorunu – Jeff Vail Postkapitalist bir Ekonomiye Doğru – Selçuk S. Caydı Krizler Kapitalist Sistemin Sigortasıdır – Naib Alakbarov Büyümenin Sınırları – Ahmet İnsel Gıda Krizi: Dünyanın ekmeği ile kim oynuyor? – Osman Aydoğuş OKUMA ÖNERİLERİ Küçük Güzeldir – E. F. Schumacher; Varlık, 2010. Yesil Ekonomi: Kuculmek guzeldir – derleme; Yeni Insan, 2015 Ekonominin gercek yuzu – M. Max-Neef, P.B.Smith – Yeni Insan, 2013. Designers Manual, Bill Mollison; Tagari, 1989. Alternative Economics, Alternative Societies, O. Ressler & A. Szylak; Wyspa Institute of Art, 2004. Üç Ekoloji, Sayı 4 (Güz 2005); Yeşil Kültür Kutsal Ekonomi – Charles Eisenstein; Okuyan Us, 2012 Interest and Inflation Free Money, Margrit Kennedy; SEVA, 1995. Yeşil Ekonomi – Ahmet A. Aşıcı, Ümit Şahin; Yeni İnsan, 2010. Marksist ve Ekolojik İktisat – Paul Burkett; Yordam, 2011. Yeşil İktisat – Robin Hahnel; BGST, 2014. Harcıyorum Öyleyse Varım – Philip Roscoe; Ayrıntı, 2015 Dünyanın Durumu 2012 – WorldWatch Enstitüsü; İşBankası-Tema, 2012 Ecological Economics, An Introduction, M. Common & S. Stagl; Cambridge, 2005. Alternatives to Ekonomical Globalization, Robert Coztanza; Berrett-Koehler, 2004. Grundrisse, Karl Marx; Birikim, 2008. Reclaiming Development, Ha-Joon Chang; Zeed Books, 2004. Slow Money – Woody Tasch; Chelsea Green, 2010.


Agnostisizm anlayışı ve Agnostik ateizm

Agnostik ateizm ya da diğer tanımıyla ateist agnostisizm, hem ateizmi ve hem de agnostisizmi içine alan bir felsefi görüştür.[1] Agnostik ateistler, herhangi bir tanrıya ve tanrısallığa inanmadıkları için hem ateist, aynı zamanda kesin olarak herhangi bir tanrının var olup olmadığını bildiklerini iddia etmedikleri için de agnostiktir.[1][2] Agnostik ateist bir kişi, bir veya daha fazla tanrının var olduğuna inanan ama hakkında mutlak bilgi sahibi olduğunu iddia etmeyen bir agnostik teist kişinin zıddı olabilir.[1]